
Ali Bey al-Kabir was a mamluk who served as shaykh al-balad of Ottoman Egypt in 1760–1766 and 1767–1772. He was effectively the strongman of Egypt and in 1769 practically pursued independence from the Ottomans, minting coins in his own name, terminating the annual tribute to Istanbul and launching conquests of the Hejaz and Syria in 1770–1771. His rule ended following the insubordination of his most trusted general, Abu al-Dahab, which led to Ali Bey's downfall and death.
“Bu adamların hepsi büyük bir tezat ve ikilik içinde çırpınıyorlar. Hiçbiri sırtında taşıdığı ve muhafazaya mecbur olduğu mevki veya paye ile ahenk halinde yaşamıyor. Kafaları, zeka itibariyle olsun, yarım yamalak bilgileri itibariyle olsun, merhamete muhtaç bir halde. Şahsiyetleri kırpıntı bohçası gibi. Her şeyleri iğreti, her vasıfları, her kanaatlari iğreti... Basit bir insan, mesela hiç okuması yazması olmayan bir köylü, bir amele, lalettayin bir adam bunlardan çok daha mükemmel bir bütündür. Çünkü o adam, mesela Hasan ağa, Hasan ağa olarak düşünür, böyle yaşar. Hükümleri hayatın verdiği birtakım tecrübelerin neticesidir ve kendine göredir. Konuşurken karşısında Hasan ağadan başka kimse yoktur. Fakat bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rastgele doldurdukları hazmedilmemiş, acayip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir. Mesela Mehmet beyle asla Mehmet bey olarak konuşmaya imkan bulamazsın. Siyasetten bahsedecek olsan karşında şu Fransız gazetesinin veya bu diktatörün nutkunu bulursun... Müzik lafı açsan bilmem hangi gavurun kitabı veya hangi Müslümanın makalesiyle karşılaşırsın... Beğendiği yemeği söylerken bile Mehmet bey değildir. Mühim adamların nasıl yemekleri beğenmesi lazım geldiğini düşünmeden bir şey diyemez.””
“İnsanı hep hafiflettiği söylenir ama bence sevinmek ve neşelenmek de yorucu bir şey Ziya Bey; bir nebze hafiflik hissediliyorsa bu ilk ağızda hissediliyor sadece. Üstelik, biliyorsunuz, neşe gelip insanın içine yerleşince onun saçtığı parıltılar aklın gözünü kör ediyor.””
“Hasırın üzerinde diz çöken İsmail doğruldu. Kaymakam'a:"Yoruldun bey!" dedi. "Biraz acı su getireyim mi?"Kaymakam gülerek:"Getir!" dedi.Bu Alevi köylerinin daha geniş mezhepli, daha samimi ve daha temiz olduğunu uzun memuriyet seneleri ona öğretmişti. Nahiye ve köyleri dolaşmaya çıktığı zamanlar buralarda kalmayı tercih ederdi.İsmail "Acı su getireyim mi?" deyinceve kadar bir ""Kızılbaş köyünde olduğunu nasıl fark etmediğine şaştı.Oğlanın açık, cesaretli ve kendine güvenen tavrından bunu anlamalıydı.Küçük bir testi içinde gelen rakıdan birazını bir toprak tasa dökerek içti.””
Add a free, dofollow link to Lex on your blog, forum, syllabus, or reading list.
<a href="https://lex-books.com/author/ali-bey"><img src="https://lex-books.com/badges/read-on-lex.svg" alt="Ali Bey on Lex" width="160" height="40"></a>[](https://lex-books.com/author/ali-bey)[url=https://lex-books.com/author/ali-bey][img]https://lex-books.com/badges/read-on-lex.svg[/img][/url]Ali Bey on Lex: https://lex-books.com/author/ali-bey